26 Aralık 2009 Cumartesi

Yeni yıl geyikleri!




Her sene yeni yıla girerken itina ile uyguladığımız, sanki yapmazsak bi sonraki yıla geçemiycekmişiz gibi hissettiğimiz adetlerimiz var. Hadi yılbaşı ağacı süslemeyi geçtim. En azından göze hitap ediyo. Renkli renkli süsler, ışıklar falan ortama renk katıyo.
Peki ya diğerleri...

Hindi pişirme...

Hepimiz kurban bayramında hayvanseverin başkanı kesiliriz: “Ayy yazık diil mi koyuncukları danacıkları kesiyolar! Hangi devirde yaşıyoruz canım!” diye atıp tutarız. Ama yeni yılda telef edilen hindicikleri hiç kimse umursamaz.
Niye? ecnebi pişiriyosa vardır bi hikmeti çünkü! Daha kötüsü, hindi pahalı gelirse ihale tavuğa kalır. Hayvancağızın hiç olayla alakası yokken, benzerlikten dolayı yok yoluna gider. Binlerce tavuk, hindi niyetine harcanır.
Thanksgiving barbarlığı n’olucak!

Tombala oynama...

Bi sürü zeka geliştiren oyun, eğlenceli icat çıkmışken biz neden tombalada ısrar ediyoruz acaba? Allahtan bizim ailede yeni yıl akşamları tombala oynamak gibi eğlenceler! yoktu. Yani toplasak iki yılbaşında falan tombala oynamışlığım var.
O da başkalarının evinde kutlama yaptığımızda.
Ama o bir kaç deneyimde bile çocuk gözlerim neler gördü!
Torbadan çekilen sayı, önündeki kartta varsa, hayatında çok önemli bir eksiklik tamamlanmış gibi aydınlananlar gördüm mesela!
Hele çinko yapınca duyulan mutluluk yok mu, Kasparov dünya satranç şampiyonu olduğunda bu kadar saçma sevinmemiştir. Çinkoya olan bu düşkünlüğümüzü bizdeki element eksikliğine bağlıyorum.

Kırmızı don!

Bu kırmızı don çılgınlığı, yeni yılda insanlara sadece don hediye ederek, bizi masraftan kurtarmaya yarar.  Kırmızı don giyince donanmanın anlamı budur. Onca kişiye yüzlerce lira harcayıp pahalı hediyeler almaktansa, tanesi 2 liradan 10 tane don alıp dağıtmak en kårlı yöntemdir. Böylece paramız cebimizde kalır ve bereketliymiş gibi görünür.

Tam 12'de oraya buraya mesaj atma, telefon etme, hatları kitleme...

Eskiden kart yollama gibi güzel bi adet vardı. Hatta işin romantizmini abartan kişiler, alt kattaki komşusuna bile süslü yılbaşı kartları gönderirlerdi.
Cep telefonu çıktığından beri, gelen şablon bi mesajı otuz kişiye forward etme,
 – o mesajlar ki, edebiyat tutulmasına yol açar bende!-
olmadı tam 12 sularında ona buna tebrik telefonları açma ve hatları kitleme gibi adetler başgösterdi. Hayır, illa 12'de mi aramak gerekiyo herkesi. İlk başta hat düşmeyince defalarca deneyip, yılbaşı gecesini elde telefonla heba etmek de ayrı bi kayıp.


Her yeni yıl kutlamasında neden böyle garip şeyler yapıyorum diye sorgulamaz mı insan!

Bu son paragrafı sana yazıyorum Noel Baba.
Bunca yıldır seni tüm kartpostallarda muhteşem geyiklerinle birlikte gördük.
Eğer bu devirde yaşasaydın kendi geyiklerini azad eder, bizimkilerle daha çok eğlenirdin! Yani geyiklerinle hiç övünme!
En iyileri bizde!


18 Aralık 2009 Cuma

Eros bize n'aptın!




Mitolojide aşk tanrısı olarak bildiğimiz Eros, tanrılar arasında insanla en çok dalga geçeni olsa gerek. Kendisi olmadık okazyonlar yaratıp, birbirine tamamen zıt onca insanı 
aşık ile maşuk ediyo.
Ya hedefini şaşırıyo ya hedef şaşırtıyo!

Ama düşünün bi, hedef şaşmasa bu kadar film, şarkı, edebiyat eseri, bunca leyla mecnun nerden çıkıcaktı!
Yani anlıyoruz ki eros, bizden çok sanata hizmet ediyo. Amaç bu. Sen aşkına karşılık alamamışsın, yanlış kişiye aşık olmuşsun, intihara teşebbüs etmişsin, yemeden içmeden kesilmişsin umrunda diil. Önce kurguluyo, sonra da ortaya çıkan eserleriyle gurur duyuyo. Hatta, dizi filmlerin başından ayrılmayan ev hanımları gibi, dramaya meraklı bi tip bile olabilir. Ne kadar acı, o kadar zevk!

“Kardeşim, benim için kullanıcak sınırlı sayıda okun varsa, bi zahmet düzgün yerlere atış yap, biz de şu yalan dünyada iki gün yüzü görelim” de diyemiyosun. 
Bildiğin tanrı! Gazabına uğrayıverirsin! 
Olmadık adamın ayağını yıkamaya falan vardırırsın işi sonra.
Hiç belli olmaz sağı solu.
Mesela ya geyşalar, ilk çağlarda aşk kazalarına isyan ettikleri için telef edilmişlerse?! 
Hâlâ onun cezasını çekiyolarsa?!
“Onlar ki, bizim takdirimize karşı geldiler! 
Erkeklere aşk hizmeti vermek, şüphesiz tek ibadetleri olacak!”

Bi de aşktan gözü kör olanlar var, işte onlar da erosun gazabına uğrayanlar! 
Okunu kalp yerine göze attığı vakit işin bitti! 
Ne kel görürsün ne fodul! 
Karşındakini dünyanın en güzeli sanırsın.
En kıvamlısı, kalp ve göz dışında her hangi bi yere 
denk gelmesi. O zaman biraz daha dengeli oluyo.
Ne demiş sezen aksu: “Üstelik divanen diilim, tam kalbime gelmedi ok!”

Belki de bu eros mazlum biri, bilmiyoruz ki.
Holivud’da yövmiyeli işçi bile olabilir.
Tanrılığını unutmuş, emir kulluğuna bağlamıştır belki!

“Eros baksana bi. Al şu alet edevatı (oklar ve yay), 
ona buna saldır. Ortaya çıkan hikayeleri topla getir bakalım
ilginç bişey çıkıcak mı.”

“Ama patron, onca güzel insan var birbirine yakışan.. 
onları bulsam, kavuştursam.. İnsanlar mutlu olsa, elele...”

“Bırak tatavayı!
Ne kadar saçma sapan insanı birbirine aşık edersen 
o kadar iyi, o kadar orjinal hikayeler çıkar.”

“Bakın, wudy allen’a çok büyük kazık attım ama sizin yüzünüzden. Adam evlatlık kızına aşık oldu! Yani bilmiyorum, sınırlarımı yeterince zorladım. İnsan içine çıkamaz oldum!”

“Herkesin bi görevi var Eros’cum bu hayatta. Seninki de bu! Yaratıcı ol canım biraz. 3’lü hikayeleri bırak artık mesela. 4’lülere geçelim. Bir erkek, iki kadın sıktı. Hep aynı hikaye. 
İki kadın arasında kalan erkek.. bla bla...
2 erkek 2 kadın yap onu. Kombinasyonlar dene.
Hepsi birbirine aşık olsun. Perişan olsunlar.
Bak, emekliliğine az kaldı zaten. 2012’de dünyanın sonu geliyo. 
İstediğin gibi takılırsın ondan sonra.”

Ah be eros! Emekli maaşın bizim gönül vergilerimizle ödenicek. Hiç mi için sızlamıyo!