ikea'nın ev ortamı konseptiyle düzenlenmiş mağazaları, sizi bi anda evinizdeymiş gibi hissettirir.
Bu bi anlamda iyi, çok anlamda kötü bi şeydir.
Kendilerini evlerinde zanneden çiftler,
duş perdesinin rengi için tartışmaya,
sehpahanın şekli için birbirlerini yemeye başlarlar.
Ayrıca vanilya kokulu mumlar birincil ihtiyaç mıdır ya da ellinci nevresim takımıyla eve dönüldüğünde, kapının arkasından biri çıkıp ödül mü vericektir?!
Kavgalar bütün mağazayı dolaşırken sürer gider.
Tasarım ve imaj, kadınlar için çok önemlidir.
Özellikle tasarımcıların siyah-beyaz artistik fotoğraflarının
mağazada boy boy asılmış olması çok etkileyicidir.
Küçücük bi çatala sırf bu sebeplerle çok büyük anlamlar yüklenir.
"Bu takım paslanabilir yalnız, çelik falan diildir yani söyliyim Ayşe."
"Hayır, hiç bi şey olmaz onlara. Garantisi var!"
"Ne garantisi var?"
"E baksana, adam kapı gibi duruyo ürünlerinin arkasında!"
Çatal kaşıkların üzerinde duran tasarımcının fotoğrafını kasteden Ayşe,
almaya çoktan güdümlenmiştir.
Fakat eşinin daha baştan tasarımcıyı gözü tutmamıştır ki, tasarımını beğensin!
Mağazamızın en çetrefilli aşaması mobilya bölümüdür.
Ordan kazasız belasız çıkarsanız daha da ayrılmazsınız artık.
Ne futbol, ne diziler, ne eksik olan romantizm!
Hiç bi şey için ettiğiniz kavga sırtınızı yere getirmez.
Kadın ev döşeme konusunda dominant olduğu için hemen fikrini belirtir.
"Bence bu yemek masası bizim eve harika olur."
Erkek hep ergonomik olandan yanadır.
"E ama bu çok büyük! Açılıp kapananından alsak daha iyi diil mi.
Hem yer kaplamaz."
İşler kızışmaya başlar.
"Ne açılıp kapanması, mutfak masası gibi! Yemek odası için diyorum.
Senin hiç mi estetik kaygıların olmıycak şu hayatta!
Hem açılıp kapanana sığmayız, annemler geldiğinde n'apıcaz.
Bize şöyle geniş bi masa gerek."
"Ooo! annelerin önümüzdeki 10 yıllık rezervasyonunu yaptın yani!
Masanın üstüne de yazı koyalım istersen, bu bölüm rezervelidir diye."
"Sen ne diyosun yaa. Annemleri istemiyo musun sen!
Bana bak annemi istemeyeni ben de istemem tamam mı!"
Görevli, mağazanın asayişi için hemen müdahale eder.
"Nasıl yardımcı olabilirim size?"
Hısımlar! bi anda nerde olduklarına ayarlar ve kibarca yemek masası için yardım alırlar. Sonuçta bi taraf mutlaka daha mutsuz olur ama en azından evdeki renkler,
ölçülerin uygunluğu gibi daha mantıklı konular çerçevesinde çözüm bulmaya çalışırlar.
Bütün bu badirelerden sonra en mutlu olunan yer, tabii ki restoran bölümüdür. Bu sebeple kendisini en sona bıraktım ki yazıyı tatlıya bağlayalım.
Yemeklerin neredeyse bedava denicek kadar ucuz olması, bazı insanların
-özellikle kalabalık ailelerin- ikea'ya sadece yemek yemek için gitmesine bile sebep olabilir.
Yemek masasında muhabbetler döner, evin hanımı ikinci bedava içeceği
kendi elleriyle doldurup masaya getirir.
Evin babası, mağazanın bazı bölümlerinde oyalanıp geç kalan kızını
azarlayabilir hatta, "aile, yemek masasında daima birarada olmalıdır!"
Mutlu aile tablosu İkea'yla tamamlanır.
Öyle ki utanmasak yemeğe çağırdığımız misafiri bile
İkea'da ağırlıycaz nerdeyse!
Ortam güzel, yemekler güzel, her şey ucuz. N'olur sanki!
Buyrun buyrun! Kendi evinizmiş gibi!


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder